LİMA İKLİM ZİRVESİ VE TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ YOL

cop20_logo

Peru’nun başkenti Lima’ da gerçekleştirilen 20. Taraflar konferansı küresel sıcaklık artışının 2 0C ile sınırlandırılması için karbon yükünün ülkelere paylaştırılmasına yönelik sözleşmeye (Paris COP 21) doğru bir sonuç bildirgesi “Lima Call for Climate Action – Lima Çağrısı” ile kapandı.

Söz konusu konferans, 2011 yılında gerçekleştirilen Durban taraflar konferansında (COP17) ve 2013 yılındaki Varşova taraflar konferansında (COP19) tartışılmaya başlanan 2015 küresel iklim sözleşmesi (Paris COP21) ve ülkelerin bireysel katkıları konusundaki ana başlıkları tekrarlamanın ötesine geçememiştir.

Lima Çağrısı sonuç bildirgesinde öne çıkan konu, önümüzdeki taraflar konferansına (COP 21, Paris) hazırlık için gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler ayrımına bakılmaksızın tüm ülkelerin 1 Ekim 2015 tarihine kadar Ulusal Katkılarını “intended nationally determined contribution – INDC” Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine (BMİDÇS-UNFCCC) iletmeleri. Ulusal Katkı’dan kastedilen karbon azaltımları hedeflerinin belirlenmesidir. Bu hedefler, ulusal azaltım faaliyetleri ya da düşük karbonlu büyüme hedefleri ile de ilişkilendirilebilir.

Ulusal Katkılar, tüm taraf ülkelerden 2015 yılı içinde beklenmektedir. Birleşmiş milletler tarafından yayınlanacak olan bu katkılar şeffaf ve karşılaştırılabilir olmalıdır, yani farklılaştırılmış sorumluluklar ölçeğinde adil bir yük paylaşımını yansıtmalıdır. Katkıların denetlenmesi ve gözden geçirilmesi için bir mekanizma yoktur, yani karbon azaltım hedefi için yapılacaklar her ülkenin vicdanına kalmıştır. Ama hiçbir şey yapmayıp köşenizde beklemeniz de uluslararası baskı görmenize neden olabilir.

Böylesi bir çerçeve içerisinde Türkiye ne yapmaktadır? Türkiye’nin önünde nasıl bir yol bulunmaktadır? Lima taraflar konferansına ekibi ile katılan Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın İdris Güllüce’den Türkiye’nin küresel karbon azaltımına katkısı için herhangi bir açıklama gelmediğine göre Türkiye için bekle ve gör politikası mı geçerlidir? Tekrarlamak gerekirse Lima’da öne çıkan en önemli konu 2015 yılında Birleşmiş Miletlere sunulacak olan Ulusal Katkı hedefleridir. Türkiye’nin böyle bir hedefi var mıdır?

Türkiye, BMİDÇS’ye taraf olduğu 1992 yılından beri iklim değişikliği konusunda attığı iki önemli adım bulunmaktadır. Birincisi 2009 yılında Kyoto Protokolünün imzalanması, ikincisi ise 2014 yılında sera gazı emisyonlarının izlenmesi hakkındaki yönetmeliğin yayınlanmasıdır. Bizce İkinci adım birinci adımdan da önemlidir. Çünkü bu yönetmelik ile Türkiye’deki sera gazı emisyonuna neden olan sektörler Avrupa Emisyon Ticaret Sistemine denk bir şekilde 2015 yılından itibaren izlenecek ve raporlanacaktır. Bu, iklim değişikliği konusunda politika ve strateji geliştirmek için çok önemli bir adımdır; fakat tek başına, Durban’da, Varşova’da ve Lima’da dile getirilen ve 2015 yılında Birleşmiş Milletlere sunulması gereken ulusal katkı için ve de 2015 yılında Paris’te imzalanması hedeflenen küresel sözleşme için yeterli değildir.

Peki, Türkiye’nin ne yapması gerekiyor?

Türkiye’nin yapması gereken; Durban taraflar konferansında (COP 17) amaçlandığı üzere küresel sıcaklık artışının 2 0C’nin altında tutulması hedefine, ulusal çıkarları da göz önünde bulundurarak, kendi ölçeğinde katkıda bulunmasıdır. Bu katkı şu an dışarıdan empoze edilen bir politika ve strateji değildir, aksine Türkiye’nin enerji politikası çerçevesinde yerel ve yenilebilir enerjiyi daha da teşvik ederek ulaşabileceği bir hedeftir. 2014 yılı sonu itibari ile Türkiye’deki enerji ihtiyacını karşılayan 68.845 MW’lık Kurulu gücün ancak % 5’i rüzgâr santrallerinden, %0,6’sı jeotermalden ve %0,04’ü güneş santrallerinden karşılanmaktadır. Yerel ama aynı zamanda yenilebilir enerji kaynaklarımız hala israf etmeye, kullanmamaya devam ediyoruz.

Karbon azaltım hedefi ya da karbon azaltım ulusal katkısı, daha çok yenilebilir enerji kullanımı ve daha fazla enerji verimliliği hedefi ile örtüşmektedir. Öyleyse, yenilebilir enerjiyi ve enerji verimliliğini teşvik etmek gerekmektedir. Yenilebilir enerjiye diğer fosil yakıtlı enerji kaynakları ile yarışabilir olanakları ve alt yapıyı sunmak gerekmektedir. Türkiye, bunun üzerine inşa edilen karbon azaltım projeksiyonunu, küresel iklim mücadelesine katkı olarak göğsünü gererek Birleşmiş Milletlere sunabilir.

Author: Dr.Farız Taşdan

Yönetici Ortak, Lifenerji.
2002 yılında ODTÜ Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu. Aynı yıl yüksek lisans için Almanya’ya gitti. 2004 yılında Berlin Hochschule für Technik und Wirstchaft (HTW)’dan Uluslararası Ekonomi ve Kalkınma Ekonomisi alanında master derecesiyle mezun oldu. 2013 yılında da Çek Cumhuriyeti’nde bulunan Tomas Bata Üniversitesi’nden doktor ünvanıyla mezun oldu. 2007 yılında FutureCamp Türkiye ile enerji sektörüne adım attı. Ocak 2014 yılından bu yana da kurucu ortağı olduğu Lifenerji ile sektördeki çalışmalarına devam etmektedir.
Dr. Farız Taşdan İngilizce ve Almanca bilmektedir.

Bir Cevap Yazın