Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmelik Üzerine

Sera Gazı

Daha önceki yazılarımda değindiğim, 25.04.2012 tarih ve 28274 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkındaki Yönetmelik, bazı maddeleri revize edilerek 17.05.2014 tarih, 29003 sayılı gazetede yeniden yayımlandı. Bir önceki yönetmeliğe göre birkaç önemli değişiklik var, bu değişikliklerden kısaca bahsetmekte yarar görüyorum.

İlk olarak; Haziran 2014 sonu itibari ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığına sunulması istenilen izleme raporlarının teslim tarihleri ötelenerek, Eylül 2014 tarihine kaydırılmıştır. Bu önemli bir husustur, çünkü hem izleme planlarını hazırlayacak olan sektörler hem de bu izleme planlarını onaylayacak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı henüz bu sürece hazır değildir. İlgili sektörler ve Bakanlık bu yönetmelik çerçevesinde kapasitesini iki proje ile artırmak için yoğun bir şekilde çalışmaktadır. Bu projeler; Dünya Bankası tarafından fonlanan “PMR Partnership for Market Readiness – Piyasaya Hazırlık Ortaklığı” projesi ve GIZ (Deutsche Gesellschaft für Internationale Zusammentarbeit) tarafından yürütülen “Technical support on Adaptation of EU-ETS Regulations to MRV Scheme of Turkey – EU-ETS yönetmeliklerinin Türkiye’ye uyarlanması için teknik destek” projesidir.Sera Gazı

Yönetmelikteki ikinci önemli revizyon ise, doğrulayıcı firmaların akreditasyonu ile ilgilidir. Yönetmelikte doğrulayıcı firmaların akreditasyonunun TÜRKAK tarafından yapılacağının belirtilmesine rağmen, akreditasyon tarihi 2017 yılına kadar ertelenmiştir. Yani 2015 ve 2016 yıllarına ait izleme raporlarının doğrulanması Bakanlık tarafından yetkilendirilen firmalar tarafından yapılacaktır.

Üçüncü değişiklik ile de ilk yönetmelikte doğrulayıcı firmalar tarafından doğrulanması planlanmış olan izleme planlarının doğrulanma mecburiyeti kaldırılmıştır. İzleme planlarının doğruluğunu Bakanlık teyit edip onaylayacaktır.

Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmelik 17.05.2014 tarihinde bu üç önemli değişiklikle yayımlanmış oluyor. Bu yönetmeliğin yayımlanışını, daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, Türkiye’nin iklim değişikliğine yönelik çalışmalarında bir dönüm noktası olarak görüyorum.

Bu yönetmeliğin sektörlere getirdiği başlıca yükümlülükleri tekrar hatırlamamız gerekirse;

  1. Öncelikle, izlenerek doğrulama ve raporlama yapılacak gazlar ilgili Yönetmeliğin Ek-2 kısmında belirtilmiş olup, Karbon Dioksit (CO2), Metan (CH4), Diazot Oksit (N2O), Hidroflorokarbonlar (HFC’ler), Perflorokarbonlar (PFC’ler), Sülfür Hegzaflorid (SF6) gazları olarak sıralanmıştır.
    Doğrulamadan kasıt, bir plana göre izlenen emisyon miktarına ait, hem izleme planı hem de izleme raporlarının bir doğrulayıcı kuruluş (denetçi) tarafından doğruluğunun denetlenmesidir. Doğrulayıcı Kuruluşlar, TÜRKAK (Türkiye Akreditasyon Kurumu) tarafından akredite edilmiş olup, Bakanlık adına hareket edeceklerdir. Yönetmelikte, Doğrulayıcı Kuruluşlarla ilgili detaylı bilgi verilmektedir.
  2. Yönetmeliğe tabii olan sektörler konusunda yönetmeliğin Ek-1’inde çok detaylı ve net açıklamalar yer almakta. Detaya girmemekle birlikte, faaliyetlerin yönetmelik kapsamına alınması, termal anma ısıl güçlerinin büyüklüğüne (20 MW ve üzeri) ya da günlük üretim kapasitelerine göre sınıflandırılmış bulunmaktadır. Avrupa Emisyon Ticaret Sistemi takip edilerek hazırlanan yönetmelik kapsamında; enerji üretimi, petrol rafinasyonu, kok üretimi, çimento ve klinker üretimi, demir çelik üretimi, birincil ve ikincil alüminyum üretimi, seramik, kireç, cam, kağıt, alçı, elyaf, karbon siyahı, nitrik asit, adipik asit, glioksal ve glioksilik asit, amonyak, hidrojen ve sentez gazı, soda külü ve sodyum bikarbonat üretimi yapan kuruluşlar bulunmaktadırlar.
  3. Yönetmelik kapsamına giren faaliyetlerin, 2015 yılı emisyonlarının izlenmeleri, raporlanmaları ve bu raporların doğrulayıcı kuruşlarca onaylanmaları gerekecektir. Ayrıca 2015 yılına ait izleme raporları 30 Nisan 2016 tarihine kadar Bakanlığa sunulmalıdır.
  4. Sera gazlarının izlenmesi Bakanlıkça onaylanacak olan izleme planına göre yapılacaktır. İzleme planları, izlenmesi gereken ilk tarihten 3 ay öncesinde doğrulanarak Bakanlığa sunulmalıdır. Bir başka deyişle, izleme planları 2014’ün Eylül ayı sonu itibariyle sektör kuruluşları tarafından Bakanlığa sunulmalıdır.

Yönetmelik uyarınca izleme, doğrulama ve raporlama sistemine işlerlik kazandırmak için 2014 yılı içinde yapılması gerekenler ise şunlardır:

  1. Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmeliğin uygulanmasını sağlayacak tebliğlerin en kısa zamanda yayımlanması,
  2. Sera gazlarını izleyecek faaliyet kuruluşlarının bilinçlendirilmesi ve bilgilendirilmesi,
  3. İlgili sektör kuruluşları tarafından hazırlanan izleme planlarının 2014 yılı Eylül ayı sonuna kadar Bakanlığa sunulması,
  4. Bakanlık bünyesinde, izleme planlarını onaylayacak altyapının oluşturulması ve bu konuda iyi derecede eğitilmiş personelin sağlanması,

Yukarıdaki belirttiğim gerekliliklerin yerine getirilmesi için önümüzde 4 ay var. Yeterli midir? Türkiye’de her şey mümkün derim. Çünkü Türkiye’de gönüllü karbon piyasasında 2005’den beri faaliyet gösteren, sanayi kuruluşlarına, bakanlığa, doğrulayıcı kuruluşlara ve de akreditasyon kurumuna yol gösterebilecek, danışmanlık verebilecek yetkinliğe sahip karbon danışmanlık firmaları var. Yeter ki, sistemin önünü açacak yasal düzenlemeler yapılsın. Özel sektörün bu işin altından kalkacağına inancım var. Daha önce söylediğim gibi Türkiye’deki sera gazı emisyonlarının takibine ilişkin yasal düzenleme, Avrupa Birliği’nde 2003’ten beri yürürlükte olan direktifi takip etmektedir. Bu nedenle Avrupa Emisyon Ticaret Sisteminde oluşan deneyim, gönüllü karbon piyasasında olduğu gibi Türkiye’ye sera gazı emisyonlarının izlenmesi konusunda da öncülük edecektir. Fakat, en büyük rolü kuralları koyan ve bunu onaylayan bürokrasi oynayacaktır.

Sera gazı emisyonlarının izlenmesi, doğrulanması ve raporlanması sistemi işlevsellik kazanırsa, ilk olarak, Türkiye bu sayede ölçülebilir, raporlanabilir ve doğrulanabilir emisyon verilerine sahip olacaktır, böylelikle uluslararası iklim değişikliği müzakerelerinde koşulsuz olarak talep edilen yükümlülükler yerine getirilmiş olacaktır. Dolayısıyla ülkemiz elindeki verilere istinaden daha tutarlı müzakere yürütebilme şansı yakalayacaktı. İkinci olarak, emisyona neden olan kaynakların tespiti mümkün olacak ve bu çerçevede önleyici politikalar geliştirilebilecektir. Sera gazı emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanması tek başına pek çok olumlu sonucu ortaya çıkaracağından, bakanlığın bu konudaki adımlarının hayati önemi olduğunu düşünüyor ve de bunları destekliyorum.

 

Bir Cevap Yazın